İNSAN BEYNİ NASIL DİL ÖĞRENİR

Dil öğrenmek için hepimiz çaba gösteriyoruz. Acaba beynimiz yabancı dili nasıl öğreniyor biliyor muyuz? Beynin nasıl dili öğrendiğini anlamak, dil öğrenmek için strateji geliştirmemizi ve daha etkin bir şekilde dil öğrenmemizi sağlayabilir. İnsan beyninin nasıl dil öğrendiği konusuna gelmeden önce beynimizi basitçe tanıyalım.

İnsan beyni aynen ceviz görünümündedir. Nasıl ki cevizin yüzeyinde bir sürü kıvrımlar görülmektedir, beynin de aynı şekilde kıvrımlı bir yapısı vardır. Üstelik ceviz gibi beyin de iki yarımküre halindedir. Bu iki yarım küreyi birbirine bağlayan bir sinir yumağı mevcuttur. Beynin hemen altında ve arkasında beyincik denen daha ufak bir yapı dikkati çeker. Beyincik denge için çok önemlidir. Beyincikle ilgili sorunları olan insanlar dengeli yürüyemezler ve düşebilirler. Zaten alkole bağlı sarhoşların düz çizgide yürüyememesinin nedeni alkolün beyincik üzerine etkilerindendir. Beynin altındaki bir başka yapı da omurilik ile bağlantıyı sağlayan sap gibi bir kısımdır. Bu yapıya beyin sapı denmektedir ve nefes alma, yutma gibi yaşamsal işlevlerimizin koordine edildiği yer burasıdır.

Konuşma ile ilgili bölümler asıl beynin kendisinde yer alır. Çoğu insanda bu bölümler beynin SOL yarımküresinde yer almaktadır, ancak bazı solaklarda sağ yarımkürede yer alabilir. İnsanın beyinsel işlevlerini anlayabilmek için hangi tarafı tercih ettiği aslında o kadar önemlidir ki bir nöroloğun hastasına ilk sorusu ‘solak mısınız, sağlak mısınız?’ olur. Konuşma ile ilgili bölümlere tarihte bu alanları ilk tarif etmiş nörologların adıyla Broca ve Wernicke alanları adı verilmektedir. Broca daha önde, Wernicke alanı arkada ve yanda yer almaktadır. İşlev olarak birbirinden biraz farklıdırlar: Broca konuşma, Wernicke konuşulanı anlama ile ilgilidir. Broca alanı bir inme ya da tümör sonucu harap olmuş kişiler konuşulanları anlayabilir ancak kelime söylemeleri çok zordur. Wernicke alanı harap olmuş kişiler ise konuşulanları anlayamaz, konuşabilir ama genelde bu anlamsız ya da dilbilgisi bozuk bir konuşmadır.

Yukarıda anlatılan Broca ve Wernicke alanları dışında başka beyin bölümlerinin de dil ile ilgili işlevleri mevcuttur. Örneğin yazı yazabilmek ya da yazılanı okuyabilmek için beynin on iki farklı yeri birbiriyle iletişime geçer. Yazı yazmak basit bir iş değildir, beynin büyük bir kısmını aktive eder, ve beyni genel olarak etkileyen hastalıklarda yazı yazma işlevi bozulur. Örneğin, Alzheimer hastalığının erken dönemlerinde yazı işlevi ciddi olarak etkilenir ve hastanın yazısında bozukluklar başlar, tipik olarak büyük ve küçük harfleri karıştırarak yazı yazar.

Bütün bu alanların dışında hafıza ile ilgili bir beyin alanı da hipokampustur. Bu beyin bölümüne bu ilginç adın verilmesinin nedeni şeklinin deniz atına benzetilmiş olmasıdır. Eski Yunancada deniz atına ‘ιππόκαμπος = deniz canavarı’ deniliyordu. İşte kelime ezberlediğinizde harıl harıl çalışan yer, hipokampustur. Hipokampus sadece dil ile ilgili değil, her türlü bilgiyi hafızaya alan adeta bir bilgisayar sabit diskidir. Hafızamıza iyi kazınan bilgiler sağlama alınmışken, yeni gelen bilgiler henüz sallantıdadırlar ve hipokampus, bir kütüphane görevlisi gibi neyi arşive koyacağını, neyi geri dönüşüme göndereceğine karar verir. O yüzden beş yaşında annemizin doğum gününde aldığı oyuncağı hatırlarız da, dün öğle yemeğinde ne yedik hafızamızdan çoktan çıkmıştır. Hipokampus sık kullanılan ve işe yarayan, bizim için bir anlam ifade eden bilgileri saklar, gerisini aynen çöpe gönderir.

Peki bütün bu alanlar kendi ana dilimiz için var. Yabancı dil kısmı nerede? Beyinde yabancı bir dil için özel bir bölüm henüz saptanmamış. Yabancı dil öğrenirken mevcut yapıları kullanıyoruz. Peki yabancı bir dil ya da diller, ana dilin üzerine nasıl sığışıyor? Ya da daha küçük yaşta iki, üç dille büyüyenlerde ne oluyor? Cevap basit: beyin büyüyor, daha fazla sinir dokusu ilave ediyor. İsveç’te 2012’de yayınlanan bir çalışmada orduya alınan askerler iki gruba ayrılmış. Bazı askerlere yoğun bir şekilde yabancı dil öğretilmiş bazısına ise aynı zaman zarfında hiçbir dil öğretilmemiş. Üç ayın sonunda MRI (manyetik rezonans görüntüleme) ile dil öğrenen ve öğrenmeyen askerlerin beyinleri karşılaştırıldığında, dil öğrenenlerde özellikle hipokampus bölümünün büyüdüğü gözlenmiş.

Dil öğrenmenin beyin için yoğun bir egzersiz olduğu doğrudur. Nasıl ki kaslarını sürekli çalıştıran birisinin ileri yaşlarında kas-eklem sorunları daha az seviyede olur, aynı şekilde dil öğrenerek yada başka bir şekilde beynini çalıştıran insanların da beyni güçlenir. Hatta bu insanların ileride demans (bunama) geçirme olasılığı azalır, hatta Alzheimer hastalığına karşı bile koruyucu etki gözlenir. Demek ki yabancı dil öğrenmekle iyi bir karar verdiniz! Bu sizi yaşlılıkta demanstan koruyacak.

Peki bir erişkin ile bir çocuğun dil öğrenmesi arasında ne fark var? Çocuğun beyni boş bir bilgisayar diski gibidir, ne yüklesen almaktadır. Erişkinde ise paldır küldür her şeyi sokamazsın, sabırla ve yavaş yavaş yapman gerekir. O yüzden kelime listeleri yapıp ‘bu akşam 100 kelime öğreneceğim’ diyorsanız cevap: hayır sen bugün beş kelime öğren, yarın bir beş kelime daha öğren ve öyle devam et olacaktır.

Erişkin ve çocuk arasındaki bir fark ta oturmuş ana dilimizin olumsuz etkileridir. Çocukken daha henüz ana dilimizin telafuz, dilbilgisi vs gibi noktaları henüz oturmuş değildir. Bu da aslında yabancı bir dil öğrenirken avantaj sağlar çünkü farklı telafuz şekilleri, farklı dilbilgisi yapıları rahatlıkla kendine yer bulmaktadır. Ancak bir kez lise çağına varınca olay zorlaşmaya başlar. Artık yabancı dildeki telafuz, dilbilgisi kurallarını öğrenmek zorlaşır çünkü kendi ana dilimiz beyinde kemikleşmiştir ve farklı yapıların beyne girmesine engel koyar. Ancak bu engel de kırılabilir, bol alıştırma ile. Telafuz için bol bol yüksek sesle tekrarlamak, dilbilgisi için ise kurallar tam oturana kadar sürekli alıştırma yapmak gereklidir.

Dil öğrenirken, erişkin ve çocuk arasında görülen bir fark da, dile duyguların etkisidir. Çocuk için dilin duygulanımla bir ilgisi yoktur. Utanmadan hata yapar, doğrusu söylenince itiraz etmeden hatasını düzeltir. Sokakta koşan köpeği görünce ‘köpek koşmuş’ diyen çocuğa annesi ‘hayır, köpek koşuyor’ deyince çocuk hiç itiraz etmeden ‘köpek koşuyor’ diye düzeltir. İşte bu noktada erişkinler farklılık göstermektedir. Ya hata yapmaktan o derece korkarlar, utanırlar ki kendilerini kısıtlayıp yabancı dilde konuşmaktan kaçınırlar, ya da hataları gösterilince hatayı düzeltmek yerine savunmaya geçerler. Bu duygulardan arınıp olumlu düşünüşü yakalamak için müzik çok faydalıdır. Yabancı dilde şarkı söylemek, yabancı dile yaklaşımımızdaki duygusal engellerin kalkmasında yardımcı olur.

Ve en önemlisi dil sosyal bir işlevdir. İnsanoğlu dediğimiz Homo sapiens, dil becerisini birbirleriyle anlaşabilmek için geliştirmiştir. O yüzden diğer insanlarla iletişimde olmak ve ve o dili konuşmada kullanmak, dilin öğrenilmesi için olmazsa olmaz bir noktadır. Bir çocuk dili öğrenirken beynin diğer kısımları ile de bağlantıları açar ve dilin sosyal bir olgu, bir iletişim aracı olarak beyne oturması süreci başlar. Otizmli bireylerde dil ve konuşma sorunlarının altında yatan nokta, beynin dili öğrenememesi değil, onu sosyal bir iletişim aracı olarak kullanamamasıdır. Bundan çıkartılacak nokta nedir? Bazen sınava çalışan öğrenciler o derece sınav sorularına, kitabi dilbilgisine odaklanırlar ki, dilin sosyal olgusunu, yani iletişimi boşlarlar. Ancak bu şekilde öğrenilen dil, iletişim fonksiyonları göstermeyen atıl bir yapı olduğu için kısa süre sonra beyinden silinip gider.

Sonuçta yabancı dili öğrenmede beynimizi en iyi şekilde kullanmamız için ne yapalım? İşte bilimsel çalışmalardan çıkan öğütler burada:

1- Doğru telafuzu öğrenmek için sıkı çaba gösterelim. Bunun için öğrenci yüksek sesle kendi dilinde olmayan sesi tekrarlayıp durur. Bu alıştırma beynin Broca alanına bu yabancı sesin çıkartılışı konusundaki düzeneği oturtur. Öğretmen de öğrencisine yabancı sesi abartılı bir şekilde ve yüksek sesle okuyarak yardımcı olabilir. Aynı şekilde dinlediğini anlamada altyazı ile destek alarak dinleme, tekrar tekrar durdurak dinleme, dinlediğini anlama becerisini arttıracaktır.

2- Dilbilgisi kurallarını öğrenirken bol yüksek sesli alıştırma, kalem kağıt ile alıştırma yapmak önemlidir. Sırf içimizden okuyarak ana dilimizin engellerini kıramayız. Ayrıca yazma işleminin beynin farklı noktalarını harekete geçirdiğini unutmayalım. Tablet ya da bilgisayar, dil öğrenmede hiçbir zaman kalem kağıt kadar etkili olamaz ve tek başlarına yetersiz kalırlar.

3- Kelimeleri kuru kuru ezberlersek ve onları cümlede kullanmazsak, tekrar etmezsek, aynen geldikleri gibi, hiç iz bırakmadan giderler.

4- Dil öğrenme ile ilgili bir nokta da utanma, sıkılma gibi olumsuz duygulanımların ortadan kaldırılmasıdır. Yabancı dilde şarkı sözü öğrenmenin ve şarkı söylemenin duygulanımı düzenleyici etkisi olur.

5- Dil öncelikle bir iletişim aracıdır. Öğrendiğiniz dilde iletişim kurun, konuşun, diyaloğa girin. Yoksa o dil sizin için anlamsız bir kelime listesinden başka bir şey ifade etmeyecektir, ve kısa süre sonra beyninizden silinecektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here